ALLAH’IN ÂYETLERİ KARŞISINDA KÖR VE SAĞIR OLMAMAK

" İlâhî âyetler karşısında kör ve sağır olmamak. Çünkü îman etmek demek, ilâhî mesajlara kulak kesilmek ve onları hayat hâline getirmek için tam bir teslimiyetle itaate yönelmektir."
006

Dünyevî rahat ve zevkini tedirgin edeceği endişesiyle nice kimseler, ilâhî âyetler karşısında duymamayı tercih ederler.

Allâh’ın âyetlerini işittiğini söyleyip de gereğini yerine getirmeme durumu imanla bağdaştırılamayan bir tavır olarak değerlendirilmiştir. Burada çoğu zaman nefsin arzularına karşı Allah’ın tarafını seçememe zaafiyeti söz konusudur. Böyle bir iman sınırı, tehlikeli bir uçurumun kenarında yürümek gibidir. Rabbimiz iman edenlerden daha net bir duruş beklemektedir. Şöyle ki:

“Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz; ancak, “işittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Nur Sûresi 51)

İnsanlar arasında ki bir grup ise ilâhî âyetleri dinler, ne denilmek istendiğini anlar ve fakat menfaatine uygun gelmediği için bile bile keyfine göre yorumlar. Yani kendini âyetlere göre düzelteceği yerde, âyetleri nefsi hesabına tahrif ve tevil eder.

“Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden bir kısmı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.” (Bakara Sûresi, 75)

Nefsinin esiri olmuş kimseler, mümin olduklarını söyledikleri halde, böyle bir tavrın içine girebilmektedirler. Tabiri caizse, kendi aklını, daha doğrusu nefsinin hevasını rehber edinip ona uyarak bir Müslümanlık yaşamak ister. Böyleleri zamanla kendi yalanlarına kendileri de inanmaya ve hatta bu inançlarını savunmaya başlarlar. Dünya hayatının geçici ve basit bir menfaati uğruna, ebedî hayatlarını cehenneme çeviren bu gibi kimseler de tarih boyunca inananlar arasında sürekli var olagelmiştir.

İlâhî mesajlar karşısında bir grup daha vardır ki, onlar da görüp duydukları halde kör ve sağır rolüne bürünenlerdir. Şu âyetler bu vasıftaki kimseleri anlatır:

“Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?” (Yunus Sûresi 42

Yüce Rabbimiz Rahmân’ın has kullarının böyle bir durumda olamayacaklarını şöyle beyan eder:

“Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler.” (Furkan Sûresi 73)

İşte bütün mesele budur: İlâhî âyetler karşısında kör ve sağır olmamak. Çünkü îman etmek demek, ilâhî mesajlara kulak kesilmek ve onları hayat hâline getirmek için tam bir teslimiyetle itaate
yönelmektir:

“Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan (boyun eğip itaat eden), kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanmış olurlar.” (Secde Sûresi, 15)

Hülâsa, çabamız, gayretimiz ve himmetimiz, yeryüzünün imar ve ıslahına mı hizmet etmektedir; yoksa harâbına ve fesâdına mı sebep olmaktadır? Vicdanda iman ışığı hâlâ var ise herkes kendi gönlünden hakikatin sesini duyacaktır. Elbette önyargı duvarları gönül pusulasını fonksiyonsuz hâle getirmemişse.

(Yrd.Dr.Adem Ergül’ün yazısından alıntıdır.)

İLİM-İRFAN
No Comment

Leave a Reply

*

*

İlginizi Çekebilir